Arıcılığın Tarihçesi


Apis Mellifera yani bal arıları yaklaşık olarak 100 milyon yıldır bal yapmaktadırlar. Tarihsel açıdan yapılan araştırmalarda arıcılık konusundaki ilk bulgular milattan evvel 7,000 yıllarına dayanmaktadır. Özellikle Mısır nil nehri boyunca gezginci arıcılık yapmaktaydı. Sümer devleti balı ilaç halinde kullanmıştır ve hatta o dönemde ''bal gibi adam'' deyimi kullanılmaktaydı. Tarihteki Türk devletleri ana arıya ''bey arı'', yüksek verim elde edilen ve kaliteli bal yapan arılara ''boğa'', erkek arılara ise '' saka'' adını verirlerdi. 

Mısır firavunlarını mumyalama işlemlerinde bal mumu kullanması ise o dönemde arıcılık hakkında çalışmalar yapıldığını göstermektedir. Tarihteki ülkelerin birçoğu arıcılığa önem vermiş ve bunu zamanla bir meslek haline getirmeye başlamıştır. Her Türk devleti döneminde olduğu gibi Osmanlı Devleti zamanında da özellikle Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman zamanındaki kanunnamelerde arıcılık hakkında hükümler verilmiştir. 

16. yüzyıldan itibaren teknoloji ile bilimdeki gelişmeler sonucunda arıcılıkta temel amaç arıya zarar vermeden balın hasat edilmesi üzerine çalışmalar yürütülmüştür. 1600'lü yıllarda ana arının cinsiyetinin dişi olduğu saptanarak kraliçe arı olarak isimlendirilmeye başlanmıştır. Osmanlı Devleti zamanında bal ve kovandan alınan vergiler olup, öşr-i kovan (kovan vergisi) ve öşr-i asel (bal vergisi) olarak isimlendirilmiştir. 

Amerikalı Lorenzo Langstroth çerçevelerin kovan içerisinde kolay bir biçimde hareket etmesini sağlayan kovan biçimleri üzerinde çalışmalarını gerçekleştirmiştir. 1770 yılında ana arının çiftleşmeyi havada uçuş esnasında gerçekleştirdiği saptanmıştır. 1930-40 yılları araısnda yapay yani suni tohumlama tekniği kullanılmaya başlanarak arı ırklarının tespiti ve korunmasına yönelik çalışmalara başlanmıştır. 
Blogger tarafından desteklenmektedir.